Öyle güzeldi ki herşey,sürekli sevgi sözcükleri çıkıyordu ağzımızdan, beraberken sürekli sırıtan iki kişi, ayrılmak istemeyen iki sevgili. Çocukluk herhalde bir an önce beraber yaşayalım istedik, istedik ki aynı evin içinde hiç ayrılmayalım,artık üzülmeyelim akşam eve ayrı ayrı dönerken...ve evlendik 3 ay sonra, hiçbir şey bilmeden,çoğu arkadaşımızdan önce.
Bir evcilik oyunu idi, tatlı tatlı oynadık taa ki sıkılıncaya kadar...
Tek hatırladığım başta çok mutlu olduğumuzdu, bunu bugün ilk yıllarımızda birbirimize attığımız e-mailleri okurken tasdik ettim, evet çok mutlu iki küçük insanmışız. Saf, sade, aşk dolu. Hiç ayrılmayalım, ömür boyu sürsün bu mutluluk derken birbirimize, seneler sonra bu hale geleceğimiz hiç aklımıza gelmemiş belli ki.
Nasıl fark edememişiz sevginin yavaş yavaş bizi terk ettiğini? Nasıl izin vermişiz buna?
Öyle kaptırmışız ki kendimizi hayata, sıkıntılara, bunalımlara, birbirimize destek olmak bir yana kendimize de hiç faydamız olmamış.
Önce sarılmalar bitmiş arkasından paylaşımlar.
Sonra iki yabancı olmuşuz aynı evin içinde. Ama bu o denli yavaş olmuş ki, bir dakika ne oluyor? diyememişiz.
Farkına vardığımızda, ben herşeye rağmen, düzelir, çok geç değil, o ise çoktan bitti kusura bakma dedi.
Hep karşıma klasik aile yaşantısını çıkarttı sen bunları istiyorsun bense çok başka yerdeyim diye. Halbuki hiç bilmedi ki benim istediğim sadece o idi. Keşke durup sorsaydı...
Artık ben de tükendim ve pes ettim. Şu an sadece evraklar bizi birlikte tutuyor, çok yakında eski soyadımı alıp böyle bir sevgi hiç yaşanmamış, o hiç var olmamış gibi devam edeceğim hayatıma.
Ve tüm bu hayal kırıklıklarını çok derinlere gömüp devam etmek zorundayım yaşamaya. Her yaşanandan bir ders almalı insan, ben de acı da olsa dersimi aldım ve kazıdım içime...
O sevgi dolu e-mailleri içim sızlayarak silerken bunları düşündüm bugün.
Ebru
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
çok duygulandım :( ama hayat sana herşeyin en güzeli versin arkadaşım...
YanıtlaSil